Yuuga Done Kısaca 28

Yuuga Done, 30.05.2000 tarihinde Misailovo’da ( Мисайлово ) hayata gözlerini açtı. Yuuga ailesinin uzun süredir istediği ve evlerine mutluluk getireceğine inandığı, tabiri caizse proje bir çocuktu. Maddi durumu ve refah seviyesi orta halli olan Yuma ve Alex çifti, Yuuga doğduğunda hayatlarında hiç olmadıkları kadar mutlu ve neşeliydiler. Yuma ve Alex, Yuuga daha doğmadan, hatta daha Yuma hamile kalmadan, doğacak çocukları için her şeyi organize etmiş, hayatta başarılı ve kendi istediği yolda ilerleyebileceği her türlü imkanı henüz çocukları olmadan sağlamışlardı. Yuuga doğduğunda, Yuuga’nın odası, ileride ilgilenebileceği her türlü hobi için başlangıç seviyesinde enstrüman ve araç gereçler ve hatta gelecekte önüne çıkabilecek sorunlar için çözüm önerileri bile çoktan hazırlanmıştı. Babası Alex, adından oldukça söz ettiren, başarılı bir tamirciydi ve hayatını sürekli yaptığı planlar üzerine yaşardı. Yuuga’nın doğumunda her şeyin hazır olması, aslında Alex’in kişiliğinin bir getirisiydi. Yuuga’nın annesi Yuma ise, her sanat dalına ilgisi olan, hayatını sanata adamış ve tek amacı sürekli olarak sanatın içinde kalmak olan bir kadındı. Yuma’nın mesleği resim öğretmenliği olmasına karşın, boş zamanlarında tiyatro, piyano, çello ve kemanla ilgileniyor, sanattan bağını hiç koparmıyordu. Yuuga dönemin Misailovo’lu çocuklarına nazaran, oldukça şanslı bir çocukluk geçirdi. İlk 3 yaşında, anne ve babası sürekli olarak boş zamanlarını Yuuga’ya ayırmış ve onun henüz bu yaştan düzgün bir birey olarak yetişebilmesi için çalışmalara başlamıştı. Çünkü ikisinin de kafasında tek bir şey vardı, Yuuga, başarılı iki ebeveynin başarılı bir projesi olacaktı. İnsanların parmakla göstereceği birisi olması için, hayatları boyunca uğraşacaklarına kendilerince söz vermişlerdi. 3 yaşına geldiğinde annesi Yuma, Yuuga’ya çeşitli sanat dallarında eğitimler vermeye başlamış ve onun asıl ilgi odağını keşfetmeye çalışmıştır. Bu süreçte annesi Yuma tarafından gerek evde eğitimler görüyor, gerekse Yuma onu yanında kurs ve workshoplara götürüp oralarda da ilgisini sanata çekmeye çalışıyordu. Aynı şekilde babası Alex ise, çocuğunun disiplinli bir hayat sürmesini istiyor ve zaman zaman Araç tamir atölyesinde işlerini hallederken Yuuga’yı da yanında götürüyordu. Henüz yaşça küçük olan Yuuga, her ikisinden de sıkılmasına karşın aslında Yuuga’nın bilinçaltına yavaş yavaş bazı şeyler yüklenmeye başlamıştı bile. Zaman geçiyor ve Yuuga ebeveynlerinin iş yerlerinde zaman geçirip oralarda eğlenebileceği bazı şeyler bulmaya başlıyordu. 5-6 yaşlarına geldiğinde anne ve babası Yuuga’nın sanat okullarında boyalardan ziyade kara kalem ile olan güzel çizimlerinden etkilensede, atölye içerisinde olan olayları dikkatle izleyip dinlediğini ve atölyede daha az sıkıldığını farketmeye başladılar. Her ne kadar çocukluğu büyük ölçüde anne ve babasının iş yerlerinde geçse de, Alex ve Yuma çocuklarıyla çok ilgili iki ebeveynlerdi ve çocuklarının sıkıldığını hissettikleri her an farklı aktivitelerle Yuuga’yı eğlendiriyor ve ilgilerini bir saniye bile onun üzerinden çekmiyorlardı.

Yuuga okula başladığı dönemde, çevresindeki kendisiyle yaşıt çocuklarla çok fazla vakit geçirmemiş olmasının da etkisiyle, anaokulunun sevilmeyen çocuğu haline gelmişti. Öğretmenleri Yuuga’nın disiplinli olmasından fazlasıyla hoşnuttu fakat çocukların onu sevmeyişinin Yuuga’yı ileriki dönemde kötü hissettireceğinden fazlasıyla çekiniyorlardı. Bu sebeple öğretmenleri Yuuga’yı sık sık grup çalışmalarına dahil ediyor ve diğer çocuklarla arasının daha iyi olması için sürekli olarak uğraşıyorlardı. Fakat ne olursa olsun, ne yaparlarsa yapsınlar Yuuga diğer çocuklara ayak uyduramıyordu. Yuuga, diğer çocuklara nazaran oyundan ziyade disipline yatkın bir çocuk olarak yetişmişti. Akademik anlamda henüz anaokulunda başlayan bu başarılı hayatı, ilkokul, ortaokul ve lisede de devam edecekti. İlkokula başladığında bir şeyleri daha net anlamaya başlamış ve ilgisini fazlasıyla babasının mesleğine doğru kaydırmaya başlamıştır. Okuldan boşa kalan zamanlarında sık sık babasıyla atölyeye gidiyor ve bu süreçte görevdeki diğer çalışanlarla sohbet ederek onların işlerini daha iyi öğrenmeye ve gözlemlemeye çalışıyordu. Bu süreçte motorlara,makinelere,teknolojiye olan ilgisi gitgide artmış ve ne olmak istediğine çoktan karar vermişti. Lise yıllarında ileride mühendis olabilmek için yoğun bir şekilde çalışmış ve sosyal hayatına yine önem verememişti.Alexandr adında 1 arkadaş edinebilmişti sadece.Yuuga, çocukluk ve ergenlik dönemini, başarılı fakat asosyal bir çocuk olarak geçirmeye devam ediyordu. Fakat bu sosyal anlamda artık onu yıpratmaya başlamıştı. Çünkü ergenlik dönemine gelmiş ve diğer arkadaşlarının nasıl eğlendiğini gördükçe kendisi de hayatın yalnızca derslerden ibaret olmadığını anlayacak kadar akıllanmıştı. Bunların sonucunda, hem fiziksel yeterliliğe kavuşmak hem de arkadaş edinebilmek adına okulun buz hokeyi takımına girmeye karar verdi. Yuuga’nın lise hayatında verdiği en doğru kararlardan biri buydu. Buz Hokeyi Takımı sayesinde Yuuga, fiziksel olarak da iyice gelişmiş ve sonunda sosyal aktiviteler yapabilecek kadar arkadaş edinmişti. Arkadaşlarıyla yaptığı aktivitelerin dışında, babasının ve meslek arkadaşlarının sürekli olarak devlet destekli bilgisayar destekli numerik sistem (CNC) kurslarına gittiğini gören Yuuga, onlarla birlikte bu kurslara gitmekten de fazlasıyla keyif almaya başlamıştı. Yuuga babasıyla kurslara gittiği bu süreçte, babası Alex’in ona verdiği eğitim, telkin ve öğretilerle birlikte mühendis olmak için neredeyse önünde hiç bir engel kalmamıştı.Bir usta başı kadar sahada aktif teknik olarakda babasının küçüklüğünden beri ona almış olduğu kitaplarla genel makinelerin aksamı konusunda hemen hemen her bilgiye sahipti. Şimdi tek bir hedefi vardı, fazlasıyla başarılı olduğu liseden mezun olmak, ve başarıyla Mühendislik okuyabileceği bir üniversite kazanmak.Ta ki mezuniyetinin 3 ay öncesinde anne ve babasını eve dönüş yolunda soymaya çalışan 2 silahlı bireyin silahlarından çıkan kurşunla hayatları son bulasıya kadar. Bu olaydan sonra Yuuga darmadağın oldu.Neredeyse 2 ay okula sınavlar haricinde gidemedi.Annesinden ve babasından miras kalan atölye olsada kendisi bununla baş edemeyecek kadar yoğun bir tramva halindeydi.Amcası ise atölyeye çoktan konmuştu bile,Yuuga’ya sadece hayatta kalabilecek kadar para gönderip geri kalan parayı ise barlarda,eğlence mekanlarında çarçur ediyordu.2 ayın sonunda hayatının bütün ivmesini aşağıya doğru çekecek olan tek arkadaşı Alexander’dan o teklif geldi.Liseden mezun olduktan sonra çulsuz bir şekilde dolanırken Alexander ile birlikte önce sokak çetelerine sonra ufak mafyalara ve en sonunda Rus mafyalarının ayak adamı oldular.Yaşadığı tramvadan ötürü sadece ordan oraya savrulan ve ne yapacağını bilemeyen Yuuga boka batmış olmasına rağmen bulduğu boş zamanlarda teknoloji dergileri alıyor motorlar,makineler üzerine kitap okumaktan kendini hiç bir zaman alı koyamıyordu.Alexander ile birlikte yaptığı bu kirli işlerde insan soydular, adam yaraladılar, şehirlere girmedikleri zamanlar oldu… Bokun içine batmak üzereydiler ki baş başa kaldıkları o gün yani Rus Polisi tarafından arandıkları için kaçak bir şekilde,bir yere sığındıkları gün “bu böyle devam etmeyecek” konuşması başladı…
-Artık yeter mi acaba? Para için yaptıklarımıza bak, bize ne oldu? Biz böyle değildik Yuuga
+Haklısın Alexander… Ne yapmalıyız…
Bu konu yaklaşık 4-4.5 saat sürdü, bir plan yapıldı ve karara varıldı, anında işlemeye başladı. Plan şuydu, gerekli para kazanılacak ve sahte kimlik ve pasaportlar hazırlanacak, biletler alınacak ve özgürlükler ülkesine Amerika’ya gideceklerdi. Bu süreç yaklaşık 6 ayda tamamlandı. İkili yanlarına hiç bir şey almadı, sadece hazırlanan şeyler (pasaport vs) alındı. Kötü, lehçeli ve Rus ağızlı bir dille İngilizce çalıştılar, biraz geliştirdiler kendilerini ve havaalanına gittiler… Ne kadar sakin kalsalar da hala amatör oldukları aşikar olduğu için ifadeleri alındı ama problem çıkmadı, çünkü ağız birlikleri vardı. Sonunda uçağa bindiler…

America’da inen bu iki dost abandone oldular ve planlarını sadece buraya kadar yaptıklarını fark ettiler. Ne yapacaklar? Nerede kalacaklar? Nasıl para kazanacaklar? Bu ve yüzlerce soru akıllarında çınlamaya başladı… İlk haftalar sokaklarda yattılar, aç kaldılar ve Rusya’daki yaşamlarından çok daha fazla zorluk çekmeye başladılar. İş bulmaya çalıştılar ama üstleri başları ve kokuları her şeye engel olmaya başladı… Bildikleri işi yapmaya karar verdiler… Hırsızlık.
Bi süre bu işe giriştiler, satacak yerleri, kişileri ve mekanları öğrendiler. Yakalanmadılar, risk almadılar ve 2 ay sonra artık insan gibi yaşamaya başladılar ve normal işlere girdiler. 1+1 kötü bir dairede yaşıyorlardı ve insanlardı artık. Ama yeter mi hayır. Sürekli düşünüyorlardı ve para biriktiriyorlardı. Arada bir kafa dağıtmak için barlara takılırlardı. Yine bir gün bara gittiler ve hayatlarının dönüm noktasına gittiklerinden haberleri bile yoktu…

O gün girdikleri bar USA ordu birimlerinin genelde geldiği bardı ve o günde karacı Yüzbaşı Andrew askerleriyle birlikte sivil şekilde giriş yaptılar. Alex’in hemen dikkatini çeken bu kalabalık içeriyi kolaçan edip, gözleriyle ortamı kesti yani tamamen tehlike var mı yok mu diye kontrol ettiler ve oturdular. Muhabbetlerine devam eden bu iki Slav aralarında Rusça konuşup bu adamların dedikodusunu yaparken kahkahayı bastılar ve bu dikkat çekti… Askerler dönüp baktılar ve önlerine döndüler. Andrew ise hiç bakmadı. Bir iki bira derken zaman geçti, USA askerleri sarhoş olmaya başladı, Andrew’de sarhoşluğa dair bir durum gözükmüyordu. Barmeni çağırdı 3 bira istedi ve biraları alıp Slavlara doğru yöneldi. Rusça konuşup oturmak için müsade istedi ve izin verdikten sonra oturdu. Muhabbete başladılar ve akşam neredeyse bitmek üzereydi…

Saat gece yarısına gelmek üzereyken sohbet ise yavaş yavaş bitiyordu ve Yüzbaşı çocuklara “Gelin sizi eğiteyim, asker olun” teklifinde bulundu çocuklar ise bu teklifi düşüneceklerini söylediler ve gece böylelikle bitti. Yuuga ve Alex aralarında konuşup bunun kendileri için yüksek kazançlı bir meslek olacağına ve zengin olmasalar bile hayat standartlarının yükseleceğine karar verdiler. Yüzbaşı onlara bir adres bırakmıştı, o adres ise bizimkilere çok uzakta olmasına rağmen yürüdüler ve adrese gittiler. Tam saatinde Andrew orada onları bekliyordu. Yerlere çizgiler çekmiş, taşlar dizmiş ve bunlardan bir parkur inşa etmişti. Hiç bir şekilde muhabbet başlamadı direkt çocukları görür görmez bağırdı “Asker! Hiza al!” Böylelikle eğitime başladılar. Yaklaşık olarak 3 ay bedensel ve zihinsel anlamda daha Askere girmeden çöküşe giren bu iki genç, bırakmak üzereydi ki Andrew onlara, “Hazırsınız.” dedi…

Asker alımları ve mülakatları başladı, Yuuga ve Alexander elbette bu mülakatlara ve sınavlara girdi. Zorlu sınavları başarıyla tamamlayıp orduya kabul edildi.

Yuuga 2. senin sonunda Marine olmak için ekstra sınavlara girdi ve denizci oldu.Bu 2 senelik süreçte yoğun geçen askeriye hayatı her ne kadar ağır olsada kafasını dağıtmasına ve kendisini toplamasına sebep olmuştu.Artık her ne kadar askerde olsa ordunun içerisindeki bilimum uçak/helikopter/tank vb bütün askeri araçların tamirleriyle ilgileniyor ve deneyim elde ediyordu.Kafayı deniz altlarına ve gemilere takmış olacak ki Marine olma fikri kafasına çok yatmıştı, her ne kadar görüntüde askerde olsa o bir mühendis olmak istiyordu.1 senelik Marine eğitiminden sonra 1 sene boyunca deniz altlarının sonar sistemlerine gemi dinamo ve aerodinamiklerinin üzerine ağır bir şekilde çalıştı.Kafasının içinde dönen aletler ve makinalar bu dünyadan değil gibiydi.Yeterli kaynak sağlandığı sürece her şeyi yapabilecek gibi bir hissiyat veriyordu adeta çizdiği projeler.

Bir gün kendi kamarosunda yatakta ayaklarını uzatmış elindeki deftere çizimler karalarken odaya Lance Corporal rütbesindeki Brian L. Xenk girdi.Olduğu yerden fırlayıp hazır ola geçen Yuuga ya gülümseyerek
-Rahat ol asker,sadece kontrol etmeye geldim.
şeklinde cevap verdi.O sırada deftere gözü ilişen Corporal,Yuuganın çizimlerine göz atmak için defteri eline aldı.Defterin arasında ki A3 çıktılarından birini ve defteri inceledi.Gözleri fal taşı gibi açılan Corporal Yuuga’yı süzdükten sonra egosuna yenik düşerek defteri bir köşeye fırlattı ve asker olduğu unutmaması yönünde uzun bir nutuk attı.Zaman geçti görevler ve emirler birbirlerini kovaladı ki tarih 2022’ye geldi…

(Komutanın gördüğü görseller.)


(A3 Çıktısı.)

1 Beğeni