Kaiki Hono

Kaiki Hono (魁毅), 2010 yazının sıcak mı sıcak günün batmak bilmediği Temmuz ayının 3. gününde dünyaya gelmişti.

Çocukluk.

Çocukluğu Hokkaidonun Kırsal bölgesinde(北海道) babaannesi ve babaannesinin sonradan evlilik yaptığı eşi ile beraber geçiyordu. Babaannesi her ne kadar kendisine iyi davranıp el üstünde tutmaya çalışsa da çevresindeki insanları, diğer çocukları gözlemleyerek kendisinde onlardan farklı şeyler olduğunu fark edebiliyor ve niye onlar gibi hissedemediğini anlamaya çalışıyordu. Aile, baba, kardeş, okul gibi kavramlar kendisine bir anlam ifade etmiyor yalnızlığını ve hayata olan açlığını gidermek için cevaplar arıyordu. Bir başına cevaplar aradığı o küçük dakikalar saatlere, günlere, haftalara uzamıştı kendi benliğini ve amacını erken yaşlarda sorgulamaya başlaması ve depresif yaşam stilini bütün hayatına işleyecekti.

Ergenlik.

Kendisi ile bağdaştıramadığı o insanlarla bir arada aynı ortamda kalmaya ve sosyalleşmeye itilmişti. İnsanın sosyal varlığını reddetmemesi gerektiğini arkadaşların zorunluluk olduğunu söyleyen sesleri susturamıyordu. Özellikle üvey dedesinin baskıları, aşağılayıcı bakışları, zor kullanarak kendisini evden atması, onu dövmesi, kendisi ile konuşması için diğer çocuklara para verip arkadaş olmaya zorlaması ona bu sosyal toplumu dayanılmaz kılıyordu. Sadece kendisine güveniyor sadece kendisini görüyordu. Kendi kendine yetmek zorunda kaldığını kabullenmişti.

Yağmurlu bir cuma günüydü okulun zili, kasıp kavuran fırtınanın sesine karışmış duyulmaz, zaman geçmez olmuştu. Her zamanki gibi sessizce masasından kalktı gözlüğünü taktı ve yola koyuldu. Etrafındakilerinin hakkında söyledikleri uğultulu şekilde kulağını çınlatıyor fırtınanın uğultusuyla bastırılıyordu. Okulun çıkış kapısına geldi. Kulaklığını taktı ve şarkısını açtı. Şarkının vurguları her zamankinden daha uyumsuz, ritimsiz ve şekilsiz geliyordu. Belki artık müzik dinlemek de anlam ifade etmiyordu. İçini kasıp kavuran bu belirsizliğin eşliğinde şemsiyesini açtı ve her zamanki gibi yol taşlarının desenleri eşliğinde yürümeye başladı. Eve yaklaştıkça hatırladığı şekilleri tekrar tekrar görüyor evden çıkamayacağı gerçeğini kabulleniyordu. Bir anda O hatırlanan şekiller kendini kare ve siyah bir kutuya bıraktı. Neydi bu kutu ne vardı neden fırtınalı bir günde yoldun ortasında duruyordu, onu ilgilendirir miydi? Hayır. Fakat kafasının derinliklerinden gelen rahatsız edici tiz bir ses sürekli. Aç, aç, aç diye haykırıyordu. Derinlerden gelen bu arzuyu baskılayamıyor, alı koyamıyordu. Kutuyu açtığında içinde siyah bir kedi yavrusu vardı. Ne yapması gerekiyordu? Ona kimse kedileri anlatmamıştı ki. Kimse bir hayvana nasıl davranması gerektiğini söylememişti. İçinden ne geliyorsa onu yapmak zorundaydı. Belirsizliğin kendini yiyip bitirmesini beklemeden kutuyu aldı ve yoluna koyuldu. Fakat eve gitmiyordu, nereye gittiğini kendisi de bilmiyor. Ormanın derinliklerine yürüyordu. Ağaçlar o kadar sıktı ki yağmur damlalarının ne sesi ne de kendisi hissediliyordu. Yoğun ormanın derinliklerinde ayağı kayaya takılıp düşene kadar yürüdü. Neden buradaydı, neden kutuyu almıştı, kedi ile ne yapması gerekiyordu. Fikirsizce hiçliğin ve boşluğun bilincini kaplaması onu bunları yapmaya itmişti. Şemsiyesini kapattı, kediyi kucağına aldı ve sarıldı. Ne yapacağını bilmemenin getirdiği içgüdüsel baskı kendisini ele geçirmiş sadece kafasından ne geçiyorsa yapıyordu. Saniyeler dakikalara dakikalar saatlere uzadı. Kendi başına aldığı ve sorumluluğunu kabul ettiği bir karardı bu. Kendi benliğinin ona ilk zorladığı şeydi. Kediyle kucaklaşması kediyi mayıştırmış kedi uyumuştu. Zamanın ve mekânın algısını yavaş yavaş kazanan Kai nerede olduğunu anladı ve geldiği o sık ormandan eve kedi ile yönelmeye karar verdi. Eve yaklaştığı her adımda kafasında yaptığı şeyler yankılanıyor, yankılar yağmuru susturuyordu. Eve vardı. Dayanılmaz yaşanılmaz karanlık sislerle kaplı o ev onun için cehennemin küçük bir modeliydi. Kedi ile içeri girdi. Ve hızlı adımlarla odasına yöneldi. Kediyi yatağının altına koyup hızlıca kıyafetlerini değiştirmeye başladı. Odasına yaklaşan yoğun adımlar korkuyla duyuluyordu. Üvey dedesi kapıyı açtı ve bağırmaya başladı. Duyulmaz, Anlaşılmaz boğazını yırtarcasına çıkarılan o sesleri artık görmezden gelmeyi öğrenmişti. Dedesinin varlığı bir anlam ifade etmiyor, o yokmuş gibi davranmayı özümsüyordu. Gözünün ucuna bir an takıldı. Dedesi kediyi eline almış ve götürüyordu. Sıkıca tuttuğu kedi acı içinde bağırıyordu. Kai odasında bulduğu ilk sivri eşyayı kaptı, odasından çıkan dedesi belki koridorun 5-6 adım ötesindeydi. Kai koşmaya başladı, o bitmek bilmeyen uzun koridor, kendi üzerine gelen duvarları hissediyordu. Dedesine yaklaştığında var gücüyle zıplayıp elindeki eşyayı dedesinin kafasına sapladı. Neden yaptığına dair en ufak bir fikri yoktu, yavaşça yere yıkılan dedesini izledi. Hareketsiz bir şekilde yerde yatan dedesinin üzerinde duruyordu. İçinden ne geliyorsa onu yapmıştı. Dürtüleri ile hareket etmenin getirdiği hazzı doruklarına kadar yaşıyordu. Toplumun kendisine itelediği doğru ve yanlışı parçalamanın verdiği zevk tarif edilemezdi, gücü her şeye yetecek gibi hissediyordu. Dedesinin üzerinde anın getirdiği hazzı yaşarken aklına kedi geldi fakat umursamak istemedi sanki kendisi için artık bir anlam ifade etmiyormuş gibi davranmayı tercih etti ve oturma odasına indi, Dedesinin deri kaplama pahalı kanepesine oturdu. Kanepeye sırnaşırken çıkan buruşuk deri sesleri arasında dikkati kısa bir süreliğine televizyona takıldı. Haber muhabiri B-24 Adına aşırı ölümcül ve kontrol altına alınamayan bir virüsten söz ediyordu. Spiker durumun ciddiliğinden ve insanlığın sonundan acı içinde ağlayarak bahsediyordu. kai heyecanlanmıştı Toplum olmaz ise dayatılan kuralların anlam ifade etmeyeceğini ve istediği gibi davranabileceğini düşünüyordu. Kai düşüncelere dalmış neler yapabileceğinin hayalini kurarken evin dış kapısı çarparak açıldı. Yirmili yaşlarının sonlarında Polis üniforması giyen alımlı bir kadın nefes nefese kalmış bir şekilde Kaiye doğru baktı ve ağzından şunlar döküldü:

  • Polis kadın nefes nefese kalmış bir şekilde: Hestia. Hestiayı tanıyor musun aynı sınıfta okuyorsunuz bugün sana geleceğini söylemişti! Nerede biliyor musun yukarıda mı !?

(Kadının yaşadığı panik kelimeleri sarf ederken çektiği güçlükten anlaşılabiliyordu)

  • Kai aldırışsız bir yüz ifadesi ile: Hestia ?? Kim olduğu hakkında bir bilgim yok, sınıf arkadaşlarımla konuşmam, onlarda benimle konuşmazlar.

Polisin gözündeki çaresizlik ve hüzün en sonunda dökülmeye başlamıştı. Yere yığıldı ve ağlamaya başladı. Kai kadına doğru yöneldi. yere yığılmış kadının önünde durdu

  • Kai donuk bir ifade ile: Çekil, Kapıyı kapatmak istiyorum.

Kai Polisin yeleğinin üzerindeki isim kartını okudu. Kartın üzerinde MS.Koito (介 杜) yazmaktaydı. Kai daha fazla aldırış etmeden kadının üzerinden uzanarak kapıyı kapattı ve içeri geçti. Haberlerin sesini iyice yükseltti ve tekrar kanepeye oturdu. MS.Koitonun ağlaması durulmuş, sakinleşmişti, yavaş adımlarla oturma odasına girdi ve televizyona bakmaya başladı.

Muhabir panik dolu bir yüz ifadesi ile: Bölgeye gelen ekipler tüm personeli tahliye etti, CDC ekipleri dışarıda mobil bir üst içerisinde çıkan kişilerden kan örneği alıp biyolojik bir hastalık kapıp kapmadıklarını kontrol ediyorlar, mobil üstlerin birisinde bir araştırmacı CDC personelinin boynunu paramparça ettikten sonra kontrolsüzce bağırmaya başladı, bir süre sonra salgın kontrolden çıktı, yerel polis kuvvetleri duruma müdahale etmek için ölümcül güç kullanma izni aldı, birçok insan vurularak öldürüldü…

  • MS.Koito sakin bir şekilde: Bu saçmalık çığırından çıktı hemen gitmemiz lazım

  • Kai Sırıtır bir yüz ifadesi ile: neden ve nereye gitmemiz lazım? Başımıza gelen en iyi şey bu değil mi?

  • Ms.Koito şaşkın bir şekilde: Ne saçmalıyorsun, deden ve babaannen nerede?

  • MS.Koitonun burnuna kan ve gaz kokuları geliyordu.
  • Kai tepkisizce: Koridoru dönünce sağ da dedemi görebilirsin.

Ms.Koitonun aklına o an içeri ilk girdiğinde gözünün ucuna takılan yerdeki kişi aklına gelir.

  • Ms.Koito korkmuş bir ifade ile yutkunur ve: Sen mi yapmak zorunda kaldın?

Kai Ms.Koitonun kendisini anladığını ve içgüdülerine göre hareket etmenin doğal olduğunu anladığını düşünür ve mutlu olur.

  • Kai neşeli bir ifade ile : Evet böyle olması gerekti.

  • Ms.Koito Çaresiz bir yüz ifadesi ile: Üzgünüm ama gitmemiz gerekiyor. Üstlerimin bana söylediği kadarı ile Asahikawa havalimanından 3 gün içerisinde kurtarma uçakları Rusyaya kalkmayı planlıyor ve sende benimle geliyorsun ama önce oğlumu bulmamız gerek anladın mı?

  • Kai neşeli bir şekilde oturma odasındaki eşyaları çantasına koyarken kafasını sallayarak: anladım gidebiliriz.

Ms.Koito ve kai 2 gün boyunca Kaitonun çocuğunu kasaba etrafında, ormanda aradılar. Gördükleri insanlara sordular. Her evi aradıklarında, her zombiyi öldürdüklerinde Ms.Kaitonun umudu biraz daha kırıldı Ve Mecburen havalimanına yol almak zorunda kaldılar.

Geçirdikleri kısa zaman sürecinde Ms.Koito Kainin zombilere saldırmaktan çekinmediğini, Saldırırken bundan haz aldığını fark etmişti. Fakat Küçük bir çocuğu bir başına bırakmak değerlerine aykırı geliyordu bu yüzden Kai’yi büyütmeye karar kıldı.

Kai doğrunun ve yanlışın yeniden yazılacağı bu dünyayı görmek için sabırsızlanıyordu. Eğer toplum birkaç dan ibaret olursa bu yaşına kadar sorduğu soruların cevabını bulabileceğini, istediği gibi davranabileceğini, hayattan zevk alabileceğini düşünüyordu…

Havalimanına koşarak girdiler. Kaç tanelerdi? Neden bir araya toplandılar? hani göremiyorlardı neden bu kadar hızlı bir şekilde geliyorlar? Kai ile koito koşabildikleri kadar hızlı şekilde uçağa doğru koşuyorlardı. Sırtlarında 2 günde toplayabildikleri kadar erzakı bulunduran küçük çantaları vardı. ATR Tipi uçağın kapısının hemen dışında bir asker daha hızlı olmaları için bağırıyor ve arkalarındaki zombilere ateş ediyordu. Üzerine gelen mermiler kaiyi heyecanlandırıyor, tarifsiz duygular hissetmesine sebep oluyordu. Sanki zaman yavaşlamış gibi geliyor Attığı her adımı, betonu, zombilerin pis kokusunu içine işlercesine hissediyordu. Pistin başındaki uçağa bindiler uçak Hızlanmaya başladı. Kai ilk defa uçağa bindiği için neler yaşadığının pek farkında değildi, olayın ve anın heyecanı ile kendini uçağın en arkasına atmıştı. Ms.Koito Kai ye yaklaştı.

  • Ms.Koito soluk soluğa mızmızlanarak: Aaaaah, Çocuk gerçekten içine yaşlı amca kaçmadığına emin misin. Soluklanır.

  • Kai sorgular bir ifadeyle: Yaşlılar çok sık çocukların içine girer mi? Bunu üçüncüye soruyorsun.

  • Ms.koito sırıtarak: İleride anlarsın bücür. Saçıyla oynayıp arkasına dönüp pilota doğru yol alır.

Kai kafasını sağındaki pencereye çevirdi ve yavaşça tekerleri yerden kesilen uçağın yükselişini izledi, bütün havalimanı zombiler ile kaynıyordu, arasında sınıf arkadaşları, devlet memurları, palyaçolardan tut da çıplak dayılar bile vardı. Zombilerin kılıklarını incelerken uçak uzaklara yükselmeye, insanlar git gide anlamsızlaşmaya ve küçülmeye başladı. Kainin dikkati uçağın içine yönelmeye başaldı.

En önde orta yaşlı Rusça konuşan pilot ve yanında derdini anlatmaya çalışan genç bir asker vardı, bir arka sıralarında laptopu ile uğraşan kendi yaşlarında mavi saçlı bir kız, yan koltuğunda da yırtık elbisesi olan şoka uğramış titreyen bir kız vardı. Hepsinin bir arka sırasında Ms.Koito kafasını cama vurmuş koltukta dinleniyordu, Kai yerinden kalktı ve can havli ile derdini anlatmaya çalışan askerin yanına doğru ilerledi. Geçerken Ms.Koito Kaiye göz ucuyla baktı ve önüne döndü. Askerin yanına gelen kai pilot ve askerin omuzlarına parmağı ile dokundu ve boğazını gıcıklaştırdı.

  • Kai Sakin bir ifade ile: Tam olarak nereye gidiyoruz?

  • Tek elinde haritayı tutup pilota derdini anlatmaya çalışan asker kaygılı bir şekilde: Pilot bir boku düzgün anlasa bir yre gidicez de… adamla konuşamıyoruz ki.

  • Hem önüne hemde göstergelere bakmaya çalışan pilot: Не волнуйся, я знаю, куда мы идем. моя мама говорила мне идеальное место для жизни в лесу. к черту правительство, я отвезу нас туда.

(pilot hükümete güvenmediğini ve kamp yerine kendilerini başka bir yere götürdüğünü anlatmaya çalışıyor).

Kai tek kaşını kaldırıp kafasını pilota döner ve pilota İngilizce bilip bilmediğini sorar.

  • Lafını yarıda kesen pilot: Evet biliyorum buradaki aptalların hiçbiri ile anlaşamadım. Sen merak etme evlat bizi o aptal hükümetin kampından daha güvenli bir yere götürüyorum.

Kai şaşkın bir ifade ile adama ne saçmaladığını sorar. Adam aniden hızlıca Rusça konuşmaya başlar ve anlaşılmaz bir şekilde arada İngilizce kelimeler kullanır. Kai adamın neden kendi kendine böyle bir şey anlatmaya çalıştığına anlam veremez ve sadece arkasını dönüp yüksek sesle insanlara seslenir.

  • Kai: Pilot bizi kendi bildiği bir kampa götüreceğini söyledi ve bu konu hakkında yapabileceğimiz hiçbir şey olduğunu sanmıyorum.

  • Ms.Koito kafasını kaldırır ve seslenir: Bu lant ülkeden başka bir yere gidelim de kalanı önemli değil…

  • Ms.koito elini geri indirir ve camdan dışarı bakmaya devam eder.

Mavi saçlı kız dışında diğer herkes kendi arasında bir şeyler söylenmeye başladı…

  • Elinde harita olan asker kızgın bir şekilde: Şimdi bu geri zekâlı ülkesinin askeriyesinden daha güvenli bir yer olduğunu mu savunuyor yoksa ben yanlış mı duydum.

  • Kai kafasını yan çevirip dudağını büzerek: eğer uçak sürmeyi bilmiyorsan evet, (duraksar) evet pilotun istediği yere gidiyoruz.

Kai sakince arka sıraya yerine gitti ve oturdu. Ön sıradan bağırışlar ve pilotun rusça anlamsızca söylediği şeyler duyuluyordu, kai kollarını yukarı kaldırarak esnedi ve Ms.Koito ya baktı. Kendince elinde bişeyle oynayan Koitoyu gördü ve arkasına yaslanıp biraz uyumaya karar verdi. Derin bir nefes aldı ve yolculuğun başlamasının tadını çıkararak mutlu bir şekilde uykuya daldı.

Yeni bir düzen yeni normaller demektir. Eğer neyin doğru neyin yanlış olduğunu tekrar yazabilecek olsaydık neyi değiştirmek isterdik? Yemek menülerinin fiyatını mı? Zebralar ve zürafaların adlarını mı? Belkide hepsi, belkide gerçekten teyzem ve eniştemin adlarının değişip dedemin hamile kalabilmesini istiyorum. Kim bilir… sonra karar veririz.

Uçak deli gibi titriyor, kokpitten gelen arıza sesleri bütün uçağın içinde hissediliyordu. Kai daha ne olduğunu kavrayamadan kemerini çıkarttı ve ileriye doğru koltuklardan tutunarak yürümeye başladı. Her sıra koltuğu geçtiğinde, doğru ilerlediğinde sırtındaki çantası daha ağır hale geliyordu, uçağın ön camından yere yakın olduğumuz anlaşılıyor, ağaçların uçları görülüyordu.

Kai öne doğru tutunarak ilerledi ve rusça bağıran pilota ve panik yapan herkese doğru bakıp ne olduğunu anlamaya çalıştı. Pilot eliyle göstergeleri gösterip yarı rusça yarı ingilizce küfürediyor, Yakıtın kalmadığı hakkında bir şey anlatmaya çalışıyordu. Ms.Koito eliyle bir anahtarlık tutuyor ve sakin bir şekilde oynuyordu ön koltuğunda ise Yırtık elbisesi olan kadın mavi saçlı kıza yapışmış şekilde ağlıyor fakat kız donuk, bıkkın bakışlarla pilotu dinliyor gibi gözüküyordu. Kai öne biraz daha geldikçe yerde yatan askeri ve kanları gördü. Kai direkt olarak elini çantasının yanındaki bıçağına attı, Tam bıçağı çekip askere doğru hamle yaparken Mavi saçlı kız kayının bileğini tuttu ve rus aksanı ile sakin olması gerektiğini söyledi. Kai kafasını çevirip kıza baktıktans sonra duruşunu düzeltti ve kızın elinden kendini kurtarıp bıçağı çantasının yanına geri yerleştirdi. Uçak deli gibi sallanmaya devam ediyordu. Mavi saçlı kız ve pilot kendi aralarında konuşmaya başladılar.

  • Mavi saçlı kız sakin bir şekilde pilota Rusça seslendi: Yakıt olmayabilir ama ineceğimiz yere çok yaklaştık değil mi?.

  • Nefes nefese kalmış Pilot: Çocuk bunca zamandır anavatanımızın dilini konuşuyordun da neden sustun… yakıt göstergesinde sıkıntı var yol sallantılı olabilir ama huzur için alçaktan uçup gizlice bu dağdan geçmemiz şart!

  • Kız kollarını bir araya getirdi ve şaşkın bir ses tonu ile: O çok güvenli dediğin kampa varamadan dağlardan birine gireceğimiz üstün bahis bile oynarım.

Uçak titremeye, sürekli türbülansa girmeye devam ediyordu…

  • Pilot kafasını şaşkın bir şekilde çevirip sesini yükseltti: Ne bahsinden bahsediyorsun velet her çapaya karışılmayacağını söylemediler mi sana?

  • Mavi saçlı kız kafasını ve gözlerini devirerek İngilizce konuşmaya başladı: Ben 20 yaşındayım bana çocuk demeyi bırakacak mısın artık…

  • Uçağın içinde birkaç saniye süren ve arıza sesleri ile bozulan bir sessizlik oldu… Kai kızı baştan aşağı süzdü.

Çok gençlere hitap etmeyecek giyim tarzı ayrıntılı bakınca göze çarpıyordu: Ortopedik ucuz ayakkabısı, Her markette bulabileceğin ama inanılmaz rahatlığı ile ünlenmiş tayt, birisi belinden diğeri omuzundan geçen küçük askeri çantası ve eski deri ceketi ile ayrıntılı bakınca göze batıyordu. Sol elindeki hafif paslanmış muşta her ne kadar saklanılmaya çalışsada belli oluyor, sağ elinin üstündeki Zebra dövmesi göze batıyordu. Yüzüne baktığında yaşını pek kestiremeyeceğin hafif makyajını da ihmal etmemişti. Aynı ergenlik sendromu geçirip zombi evreninin içine hazırlanıp düşmüş gibi duruyordu.

Kai kızı süzmeye devam ederken Ms.Koinin sesi herkesin odağını bozdu: 20 veya 17 fark etmez Rusça bildiğini söyleseydin birçok şeyi daha hızlı halledebilirdik. -dedikten sonra kızı azarlamaya kendince sesi kısılarak devam etti…

Mavi saçlı kız pilotla ne konuştuğunu açıkladıktan sonra kaiye dönüp askerin sadece kafasını vurduğunu ve boynunu sabitledikten sonra öyle bıraktıklarını anlattı. Anlatmaya devam ettikleri sırada uçaktaki sallantı yavaşladı ve sollarında kalan gün batımı eşliğinde ufukta pist göründü. Otoyol asfaltı gibi parlıyor göz alıyor ama kısalığı ile de insanı korkutuyordu pistin yanında hiçbir bina veya ışıklı işaret yoktu. Kai yavaşça pilota yaklaşıp pistin yetip yetmeyeceğini sordu. Pilot kafasını sallayarak yetmesini sağlayacağını söyleyip duruyordu.

Uçak git gide daha da alçalıyor ağaçların üstünü sıyırıyordu fakat piste daha varmış gibi hissediliyordu. Kai ön camın dibine yaklaşmış piste olan uzaklığı anlamaya çalışıyor, İçini garip bir heyecan kaplıyordu… Kainin kontrolu olmayan bir şekilde o an ölebilirlerdi, çaresizlik ve heyecanla birlikte kai gözünü pistin ucuna dikti ve izlemeye başladı. Uçak git gide yavaşlıyor, gerçekten uçağın altına sürtünen ağaç uçlarının hışırtıları geliyordu… pist yakındı ama uçak çok alçaktan ilerliyordu. Pistin ucuna belki 5 metre kalmışken Herkesin dikkati Uçağın arkasından gelen sallantı ile bozuldu. Uçağa adeta arkadan bir şey tekme atmıştı. Uçağın burnu yere çok eğildi ve uçak burnunun üstüne sürterek de olsa pistte kaymaya başladı. Metalin ve asfaltın sesi bir arada herkesin kulaklarını çiziyor adeta kafalarını oyuyordu. Pilot var olan gücüyle bağırarak Kontrolörü yukarı çekiyordu. Herkes tutunabildiği şeylere yapışmış sadece uçağın durması için ön cama bakıyordu. Pistin ortalarından sonra ses azalmaya başlasa da uçak asfaltta sürüklenmeye devam ediyor, duracak gibi durmuyordu. Kai uçağın ağaca çarpacağını düşünerek arkasını döndü ve kendini arka koltuklara doğru fırlattı. Sol ve sağ durmak bilmeden koltuk ayaklarından kendini yukarı çekip uçağın arkasına gitmeye çalışıyordu. Kai uçağın tam ortasına gelmişti ki kafasını çevirip ne olacağını görmek için kokpite baktı. Uçak artık hızlı değildi, yok denilecek kadar bir hızla uçak pistten kaydı ve ağacın dibine kadar geldi, ağaca burun çok ufak dokundu ve uçak durdu…

Herkes nefes nefese kalmış birbirini kontrol ediyordu. Kai olduğu yerde pes etti ve kafasını geriye yaslayıp kollarını açtı. Pilot gıcırdayan koltuğunun sesi ile ayağa kalktı ve ağzından Rusça şu laflar çıktı:

-Anavatanıma hoş geldiniz yoldaşlar.

Pilot uçağın iniş kapısını hafif bir tekme ile açıp dışarı çıktı. Kai kafasını kaldırıp insanları gözden geçirirken doğruldu ve oturur pozisyonda soluklanmaya başladı. Mavi saçlı kız ve Ms.koi yanlarına hala ağlayan kızı alarak dışarı çıktılar, Ms.koi geri gelip askerin koluna girip çıkartacakken duraksadı ve kaiye seslendi:

  • Hadi gelmiyor musun, uçağın düşme sesi onları buraya çekecektir bir an önce gitmemiz lazım.

Ms.Koi Askeri dışarıya çıkartırken kai ayağı kalktı ve silkelendi, Uçağın içinde alabileceği bir şey kalmışımı diye kolaçan etikten sonra bulduğu ufak tefek şeyleri toparladı ve çantasına doldurdu, tam uçaktan çıkmak için hazırlanıyordu ki uçağın ön tarafında birkaç adet doküman ve kitap gözünü aldı. Duraksadı ve kitapların ne olduğunu anlamak için incelemeye başladı. Uçağın kontrol sistemleri ve daha birçok şey hakkında olduğunu görüp gözü dışarıya gitdi. Dışarıda kar yağıyordu ve hava çok da uygun görülmüyordu. Kai kitapları çantasına doldurdu ve hızlıca uçaktan indi.

Uçaktan indikten sonra arkasına bakan Kai uçağın pistin hemen dibindeki kısa bir ağaca çarptığını fark etti. Ağacın üst kısmı kırılmış, çok ufak bir dal tarafından yukarıda asılı duruyordu. Pist kullanılamayacak kadar aşınmıştı, uçaktan dökülmüş yağlar, erimiş lastik parçaları pistin etrafına yayılmıştı. Pistin başlangıcında ormanın arasından çıkmaya başlayan zombileri gören kai hızlı adımlarla Askeri taşıyan Ms.Koinin yanına gitti ve gitmemiz gerek diyerek Koinin kolundan tutup çekiştirdi.

  • Ms.Koi kaiye durmasını işaret ederek ileride duran pilota yarım bir İngilizce ile seslendi: Gitmemiz gerekiyor, geliyorlar.

Pilot arkasını dönüp Rusça küfrederken Koinin yanına gelip askerin diğer koluna girdi ve herkes ormanın derinliklerine doğru yürümeye başladı. 1 saatin süren karlı orman yürüyüşünün ardından onları Devasa kütük duvarlar karşıladı. Herkes yorgun düşmüş bitik hale gelmişti… Havanın soğukluğu herkesin içine işlemiş onları sarsmıştı, Herkes yere çöktü ve nefeslerini toparlamaya çalıştı, bilinci yerine gelen asker hala bayık bir şekilde oturuyor başka hiçbir şey yapamıyordu. Pilot duvarların etrafına baktıktan sonra sol tarafa doğru hızlıca koşmaya başladı. Kai çantasını yere koydu ve duvarların ne kadar geniş bir alanı kapladığını incelemeye başladı.

Belki de yüzlerce metre uzanıyordu, En az 3 metre yükseklikteki sivri uçlu yarısı kesilmiş kütüklerden oluşan duvarlardı. Neredeyse her kütüğün üzerinde Rusça yazılar ve rakamlar vardı, Kai duvarları incelerken duvarların içinden gelen motorlu araç sesini duyuyordu. Kainin gözü kütüklerin birinin üzerindeki japonca kazılmış yazıya gitti:

               Bazı duvarlar korunmak içindir. 

               Dışarıdan içeriyi korumak için mi? 

               İçeridekinin dışarıya salınmasını önlemek için mi? 

               Her ikisi de... 

Kai yazıya anlam vermeye çalışırken Pilot koşarak geldi ve Mavi saçlı kıza nefes nefese bir şey anlatmaya başladı. Kız biraz duraksadıktan sonra Elini pilotun ağzına götürüp Sus işareti yapıp nefes nefese kalmış pilotu susturdu.

  • Mavi saçlı kız: İçeriye bizi kabul edecekler fakat askeri, kadınları ve çocukları ayrı ayrı kontrol etmek istiyorlar ve başka çaremiz yok gibi görünüyor. Gözünü devirerek: gelmek istemeyen var mı?

Herkes birbirine bakındıktan sonra pilotun geldiği yöne doğru hızlıca yürümeye başladılar. Duvarlar gerçekten bitmiyordu. Boy boy uzanıyor, her birinin üzerinde farklı motifler rakamlar devam ediyordu. Biraz daha ilerledikten sonra önlerindeki bir kütük içeriye doğru eğildi ve bir geçit açıldı. Geçittin açıldığı aralıktan içerideki silahlı yarı çıplak adamlar görülebiliyordu, kendi aralarında sırıtıyorlar Rusça bir şeyler söyleniyorlardı. Kapıya daha da yaklaştıkça içeride şaşırtıcı derecede çok silahlı adam olduğunu gören Kai duraksadı. Ve Ms.Koinin kolundan çekti.

  • Sakin bir şekilde kai: Buraya güvenmiyorum.

  • Nefes nefese kalmış Ms.Koi: Neden bahsediyorsun elimizdeki en iyi seçeneğin bu olduğunu söylememe gerek bile yok kai şımarıklık yapmanın zamanı değil. Diyerek kaiyi tutup içeriye çekti.

İçeride sanki farklı bir orman vardı, havası daha kasvet leşmiş solmuştu. Birçok ağacın üstü karalanmış, rakamlarla doldurulmuştu. Kai etrafı incelerken gözü onları bekleyen askeri bir kamyona denk geldi. Etraflarında üç tane ATV bir tane kamuflaj desenli kamyon ve de içinde garip giyinmiş adamların oturduğu siyah bir arazi aracı vardı. Kamyona doğru yavaş adımlar ile yürürken Pilot dönüp Mavili kızın kulağına bir şey fısıldadı ve Kız döndü: Acele edin bizi ana kampa götüreceklermiş yol biraz uzun sürecekmiş dinlenmemize bakmamızı söylüyor. Herkes hızlı adımlar ile kamyonun arka kasasına sırayla bindi. Kai içeri girdiğinde kamyonun ucunda silahlı bir adam ve battaniyeleri gördü. Herkes yerlerine yerleşirken kai battaniyelere doğru ilerledi ve elini battaniyelere uzattı, Eli silahlı adam silahın namusu ile kaiyi geriye ittirip: sadece bir tane alabilirsin diye fısıldadı. Kai kendisinin anlam veremeyeceği şekilde savunmasız hissediyor ve sebebini anlayamıyordu, düşününce, şu an çevresinin bir sürü silahlı erkek tarafından sarılmış olduğu ve kaçmak istese kaçamayacağı gerçeği ve Ms.Koi ye bir şey yapabileceklerinden korkuyordu. Niye başkası için endişeleniyordu ki… Kai battaniyeyi aldı ve Ms.Koi’ye götürdü ardından kendisi için bir battaniye daha almaya uzandı. Adam kainin gözüne bakıyordu. Kai çekinmeden battaniyeyi alıp arkasına bakmadan döndü ve ve Ms.Koinin yanına oturup kendini sarmaladı. Çevresindeki herkes ısınmanın ve kurtulmuş olmanın verdiği sakinliği yaşıyordu. Sürekli ağlayan kadın susmuş, mavi saçlı kız uyumuş, asker ise hala şok etkisindeydi. Ms.Koi kendince bir şeyler fısıldanıyordu. Ve sürekli elinde bir şeyle oynuyordu… ne olduğunu merak eden ama pek üstelemek istemeyen Kai kafasını Ms.Koi’ye yasladı ve arabanın huzurlu gürültüsü arasında düşüncelere daldı…

… Aracın durması ile Ms.koi kainin kafasını öptü ve uyanması için ona seslendi, Kai ne olduğunu ve ne hissettiğini anlamaya çalışırken bağırışıma sesleri arasında aracın arkasından içeri adamlar girip herkesi kollarından tutup zorla dışarı çıkardılar, Bütün eşyaları içeride kalan kai Kolundan tutan adama hamle yapıp araca doğru yöneldi. Mavi saçlı kız baygın bir yüz ifadesi ile seslendi: yapma. Sadece uyum sağla. Kızın kolundan çekiştirip götürdüler. O sırada kaiyi tutan adam kaiyi sertçe çekip yerde sürükleyerek kamp gibi bir yapının içerisine götürmeye başladı. Kai ayağa kalkmak için uğraşsa da adam eforsuzca kaiyi sürüklüyordu, ayağa kalkmak için uğraşırken kai göz ucuyla kadınları ve kızları ayrı bir odaya çektiklerini gördü. Odanın içerisinde kadınlar soyunuyordu, o esnada bir adam odanın giriş kapısındaki fermuarı yukarı çekti ve sırıtarak kaiye baktı. Kai ne olduğunu anlamaya çalışırken kaiyi tutan adam kaiyi başka bir odaya fırlattı. Yerde sürüklenen kai ne olduğunu anlamaya çalışırken Şokta olan askeri ve pilotu gördü. Pilot kaiye doğru yaklaştı ve kalk evlat diyerek kaiyi ayağa kaldırdı. Odanın içerisinde tek başına duruyorlardı Odanın bir ucunda boylamasına bir ayna dışında hiçbir şey yoktu. Renksiz düz soğuk beton bloğundan başka bir şey değildi.

  • Nereden geldiği belli olmayan ses İngilizce olarak: Soyunun

Ses kendini birkaç kez tekrarladıktan sonra kai soyunan pilotu görünce soyunmaya başladı. Soğuk bütün tenine işliyordu, çıplak ayakları betona değerken havanın ne kadar soğuk olduğunu tekrar tekrar hatırlıyor kin duymaya başlıyordu, Bir anda aklına Ms.Koinin de bu soğuğu yaşadığı aklına geldi ve anlam veremediği bir sinir hissetmeye başladı. Kai anlam veremediği bir bağlılık duygusu yaşıyordu, Yıllarca beraber zaman geçirip hiçbir şey hissetmediği ailesi arkadaşları varken neden şimdi daha birkaç hafta önce tanımaya başladığı bir polis kadın için kötü hissediyordu…

  • Kai duygularını hissetmeye başladığını fark etti, Nasıl olduğu neden olduğu önemsiz… Bir şeyler hissediyordu.

Soyunmayı bıraktı. 2 adam ile birlikte çıplak bir şekilde beton bir odada sadece aynaya bakıyorlardı. Asker kaiye eğilip çift taraflı ayna dedi ve eski pozisyonuna geri geldi. Kai olayları kavramaya başlarken. Odanın içinden gelen buğulu ses kendi etraflarında dönmelerini söyledi. Sorgulamadan her biri denilen her şeyi yapmaya başladılar. Koltuk altlarını açmaları, bacaklarını yukarı kaldırıp beklemeleri hatta ellerini açıp helikopter gibi kendi etraflarında dönmelerini bile istemişlerdi. Her denileni yaptıktan sonra odaya köşelerden bir gaz dolmaya başladı, gaz yavaşça yere çöküyor odayı dolduruyordu. Oda gazla doldukça kainin uykusu gelmeye başlamıştı…

Kai kafasını kaldırdı ve etrafına bakındı: kamuflaj desenli bir çadırın içindeydi, Hemen yanı başındaki sobadan çıtırdayan ateş sesi içini ısıtıyordu. Kafasını biraz daha çevirdiğinde Ms.Koinin yorganın içinde mavi saçlı kızla beraber yattığını gördü. Çadırın içindelerdi, Kai üzerindeki yorganı kaldırdı ve ayağa kalktı. Fermuarı kapalı olan çadırın kapısını hafifçe araladı ve dışarı baktı.

Dışarısı kalabalık bir okul kampından farksızdı. Yirmiden fazla çadır, ortada kocaman bir yemek masası ve sokak lambası görevi gören Uzun meşale kazıklar vardı. Kai Fermuarı sessizce yukarı çekti ve rahat bir nefes vererek yatağa geri uzandı.

Kai hayatının birkaç yılını geçireceği bu yere alışması çok uzun sürmeyecekti. Normal bir sosyal toplumdan farklı olarak güçlü olanın daha çok nüfuza ve etkiye sahip olduğu yaşam alanı onun için daha uygundu. Yaşıtları daha yemek yapmakta sıkıntı çekerken Kai büyük bir zevkle zombi kafası parçalıyordu. Onun bu hareketleri kendinden büyük kişiler tarafından gurur ve savaşçı ruhlu olmak ile karşılanıyordu. Kai bulunduğu ortamda yaşıtlarından daha üstün ve daha güçlü olmanın getirdiği hazzı yaşıyordu. Güç ve üstünlük zayıfı ezme özgürlüğünü ona kazandırmıştı. Normallerin yeniden yazıldığı hayalini kurduğu yere gelmişti… artık toplumu şekillendirmek için önünde bir engel yoktu… Ya da kendisi öyle düşünüyordu. Bilemeyiz.

Part 1 Sonu…

5 Beğeni

Ergenlik sonu ve 20li yaşlar.

Duygusal ruh hali:

Kai Ms.Koi’ye ve Avdotia’ya (mavi saçlı küçük görünen kadın) karşı sahiplenici bir yapıya geldi, her ne kadar duyguları konusunda her erkeğin yaşadığı kontrolsüzlüğü yaşasa da yeri geldiğinde bastırmayı ve göz ardı etmek konusunda gayet başarılı.

Ms.Koi ile olan gelişimi: Ms.Koi daha içe kapanık bir kadın haline geldi, oğlunu kaybetmiş olmanın getirdiği karamsarlık kaiyi sahiplenmek ile bir miktar doldurulsa da sürekli olarak geçmişi düşünme ve üzülme eğiliminde. Oğlundan kalan son anılara tutunarak hayatını devam ettirmeye çalışıyor.

Avdotia ile olan gelişim: Kendisinden her ne kadar yaşça büyük de olsa birebir etkileşim ve iletişimden kai zevk alıyor. Karşı cinse olan ilgisi olarak göz önüne alındığında sadece Avdotia ile vakit geçirmeyi anlamlı buluyor ve yabancıları sadece hedef, amaç, araç olarak görüyor.

Hedefler:

Aradan geçen yılların ardından Kai’de birçok şey değişti. Kim olduğu ve olabileceği fikri yeniden yapılandı. Toplumun temelleri her ne kadar sıfırdan oluşsa da toplum belirli paternleri takip etmeye meyilliydi. Bilgi her ne kadar saptırılsa ve değiştirilebilse de güçlü olmadığın sürece doğrular her zaman yeniden yazılabilirlerdi. Bilgi ise yazılmış gücün ta kendisiydi. Bilgiyi manipüle eden gücü ve doğruyu da eğebilirdi, kainin istediği de buydu ve bunun için çalışmaya başlamıştı.

Kai bulundukları kampta Kütüphaneci ünvanını almıştı. Keşif gezilerinde insanlara toplaması için belirli kitap isimleri veriyor, özellikle dini olmak üzere bulunabilecek bütün inanış ve gelişim kitaplarını toplatıyordu. Kainin planı var olan bilgiyi inanç yoluyla manipüle etmek ve isteğine göre şekillendirmekti. Buna insanları gözlemleyerek ve sınıflara koyarak başladı.

İSDY - İSDP - DSDY - DSDP / İSHY - İSHP - DSHY – DSHP tiplerini 4Lük Başlığı altında neredeyse gördüğü bütün insan modellerini kişilik tipleri içerisinde topladı. 4lük model içerisine uymayan veya aykırı kaçan her kimse için ise XXXX şeklinde özel başlık açarak kendilerini not etmeye gözlemlemeye başladı. Kai var olan bütün bilgileri topladığı dini kitaplara Sayfa-kelime sayılaması yöntemi ile yerleştirerek gizlemeye ve bilgiyi kaybolmayacak hale getirmeye başardı.

YETENEKLER:

Kai kampta geçirdiği süreçte el ile tutulur bir çok yetenek kazandı. Kazandığı yeteneklerden birkaçı:

  • Avlanma araçlarını kullanmak

  • Zehirli bitkiler ve otlar hakkında temel bilgiler

  • Navigasyon

  • Iz sürme

  • Kısmen araba kullanma

  • Mors alfabesi

Ve son olarak ise Uçak kullanmak için teorik bilgiyi edindi. Kendilerini Rusya’ya getiren pilot ile bol bol boş zamanı kaldığı bir dönemde kai uçaktan aldığı uçuş ve uçak manuellerini kendisine gösterip İngilizceye çevirmesini istemişti. Çevirilerin ardından kai bilgi açlığından ve merakından Küçük motorlu uçakların nasıl uçurulduğunu teorik olarak bu süreç esnasında öğrendi.

Kai araç kullanamıyor, Her ne kadar kullanmayı bilse de motor dışında 4 tekerlekli araçlara bindiğinde absürt sıkıntılar yaşıyor ve arabayı kullanmaktansa arka koltuk prensesi olmayı tercih ediyor.

Bulunduğu sosyal ortam:

Erkek ve kamp hiyerarşisine en başta aşina olamayan kai zaman geçtikçe ve nüfus kazandıkça kendi bireysel çıkarlarına göre yönetebileceğini fark ettiğinden dolayı sisteme karşı bir hamle gerçekleştirmedi. Buna rağmen kai Kamp hiyerarşisinin zayıfı çekinmeden ezdiğinin farkında, kampa ilk geldiği süreçte kendisi de ezilen tarafta iken yaşanılan birçok olay: yemeksiz kalmaları, ısınma ihtiyacının zor karşılanması ve insani ihtiyaç önceliklerinin göz ardı edilmesi şu anda çok göz önünde bulundurduğu bir sorun değil, eğer gücünü kaybederse veya kötü bir duruma düşerse onun yanında olacak kimsenin olmadığını biliyor.

Kai gözlerini yazın sıcağını üzerinde hissederek açtı, aradan ne kadar vakit geçerse geçsin Rusya’nın yazının alışamadığı bir kuruluğu vardı. Kai yataktan yavaşça kalktı ve oturur pozisyona geçti. Ahşap duvarların arasından geçen hafif serinlik Vucuduna çarpıyor, Çam ağacı kokusu burnuna geliyordu. Kai parke gıcırdıları ile odanın içerisinde pencereye doğru yürümeye başladı, Kai için yaşam alanı zorunluluktan başka bir şey olmasa da odanın içi İngiliz kütüphanelerini andırıyordu: Bölümlere ayrılmış eski kitapları, rafların altında sakladığı eski kasetleri ile her duvarın sayfa kokusu ile renklendiği köşeleri vardı. Kampa ilk geldikleri dönem gibi çadırın içinde ne ile ısınacaklarını düşündüğü günden hangi kitabı hangi sıraya koymayı düşündüğü günlere çalışarak, fedakarlıklar yaparak gelmişlerdi. Kai Pencerenin önüne geldiğinde esnemeye ve vücudunu hareket ettirmeye başladı, Zamanla fiziksel kondisyonu gelişmiş ve yaşıtlarından daha atletik bir yapıya gelmişti. Her ne kadar bununla alakalı bir tatmin duygusu veya başarı hissiyatı yaşamasa da durumdan rahatsız da değildi. Kai esneme hareketlerine devam ederken Avdotia odanın köşesindeki deri koltuğun üzerindeki kare örme battaniyenin arasından elini kaldırıp Kaiye bağırarak seslendi: NEREYEEEEE. Esneme hareketlerine devam ederken Kai burnundan uzunca nefes vererek kendisine: Rutin kontrol ve planlama. Dedikten sonra ısınmaya devam etti. Avdotia ile arası iyiydi, duygusal bir ilişkiden daha çok abi kardeş ilişkileri gibi bir ilişkileri vardı, Beraber akşamları kitap okuyup peynirli tost yemek yemek çarşamba geleneği haline gelmişti. Kaiye sayısal sistemde bilgi saklamayı kendisi öğretmişti. Geçmişi hakkında kaiye neredeyse hiçbir şey anlatmasa da kainin kendisine güveni tamdı, Ms.Koi’den sonra güvendiği ve tutunduğu, duygusal olarak bağ kurmaktan çekinmediği başka bir insan dahaydı kendisi. Kai üstüne ceketini giydi, Maskesini ve kolyesini aldıktan sonra arkasını dönüp son bir kez Avdotia’ya baktı. Deri koltuğun üstünde küçücük battaniye içinde nasıl oluyor da kedi gibi sığıp bir de boynunu kırmadan orada uyuyabiliyordu baya şaşırtıcıydı.

  • Kai Gülerek seslendi: gelmiyorsun demi?

  • Avdotia Battaniyenin ucundan kafasını ve gözlerini çıkartarak Kaiye baktı ve baygın bir sesle: senceee. Diyerek esnedi ve battaniyenin içine geri gömüldü.

Kai sırıtarak kapıya yöneldi ve dışarı çıktı. Kamp gelişmiş bir köye benzese de hiyerarşi ve sınıf ayrımının açık şekilde hissedildiği bir yaşam alanına dönmüştü. Yırtık ve yarısı çökük çadırların yanında Meşeden yapılmış, hatta süslenmiş ağaç evler bile vardı. Kendini herkesten biraz daha fazla korumak isteyip kendi evinin etrafına tel bile çekenden tutun, evinin etrafına tuzak döşemekten çekinmeyen insanlar bir aradaydı. Kampın üst yönetimini düzenleyen ve insanlara pek görülmeyen kişiler de vardı, Kainin düşüncesine göre yer altı sığınağı veya kamp sınırları dışında yaşayan bu kişiler kendilerini pek göstermez ve belirli kişiler harici kimse ile konuşmazlardı. Görüldükleri zamanlarda ise mutlaka Bütün eşya toplama öncelikleri düzenlenir veya kaynak araştırmaları sıklığı artardı. Kampa ilk geldiği gün Kai kendilerini bir kere gördüğünü düşünüyordu fakat emin değildi. Kai çadırların ve evlerin arasından geçip Meydan binasına girdi. Meydan binası Kamp sınırları içerisindeki birkaç beton binadan birisiydi, iç yapısı eski bir karakolu andırsa da birçok eksik odası ve duvarları vardı… Meydan binasının içerisinde diğer Planlama şefleri ile buluşmak için görüşme odasına girdi. Diğer şefler ile olan iletişimi hala pilot sayesinde olsa bile az çok Rusçaya kulak aşinalığı yakalayan kai durumdan memnundu.

Toplantı masası normalden daha gergindi, Herkes birbirine bakıyor kimse bir laf etmiyordu. O sırada kai sessizliği bozuk rus aksanı ile bozdu: Bugünün kasvetini hangi bankadan borç aldınız centilmenler? Kai lafını bitirdikten hemen sonra Kapıdan Kainin göz aşinalığı olmadığı siyah montlu bir adam girdi, Yavaşça masaya yaklaştı ve ağır rus aksanı ile gereksizlerin çıkması hakkında bir şeyler söyleyip milletin gözünün içinde baktı. Kai adamın ne dediğini idrak etmeye çalışırken pilot kainin omuzuna elini koyup çıksak iyi olabilir diye fısıldadı. Kai adamın elinin üstüne elini koyarak kalmak istiyorum dedi ve gözlerini siyahlı adama dikti. Adam kaiye bakıp kafasını yan çevirdikten sonra aşırı akıcı bir İngilizce aksanı ile şunları söyledi: Sizden isteyeceğim şey kütüphanecilik oynamaya benzemez. Dedi ve ardından sırıttı. Kai mimik bile oynatmadan adamı izlemeye devam etti. Adam bir süre sonra kafasını sallayıp ellerini ceketinin ceplerine koyarak odanın etrafında dolanmaya başladı. Kai adamı izlerken odada ne kadar az kişi kaldığını fark etti odada siyahlı adamla beraber 5kişilerdi. Barbarlık oynayan, kadın düşkünlüğü yapan kabadayıların hepsi çıkmış, geriye Göze çok batmayan ama akılcı kararlar alan insanlar kalmıştı.

Adam odanın etrafında bir tur daha attıktan sonra ingilizce konuşmaya devam etti: Sizlerden istediğim Novoye mezarlığı üzerinden uçak pistine gitmeniz, Pistin güney-doğusunda 200 metre ileride Çift mavi kapılı pembe kulubeye 4905 kodu ile giriş yapıp içerideki kutulanmış belgeleri geri göndermeniz olucak.

Kai adamı pür dikakt dinlerken aynı zamanda not almaya çalışıyordu. Adam odanın içerisinde sessizce bir tur daha attı ve konuşmaya devam etti…

  • Adam: İlk paketten sonra kalanlarınızın 504 üzerinden stroydom’a varıp temel ihtiyaçlar için yağmalamasını istiyorum, özellikle bölgedeki evlerin içerisinde hala toplamadığımız silahların olduğuna dair söylentiler var. Araştırın.

Kai adamın dediği konumları daha iyi hatırlamak için haritaya çizse daha mantıklı olabileceğini düşünüp elini iç cebine attı. Elini cebine atması ile birlikte Herkes duraksadı ve kaiye kitlendi. Ne olduğunu biraz geç farkeden kai yavaşça cebinden haritayı çıkardı ve çizmeye başladı. Siyah ceketli adam sırıtıp güldükten sonra çıkış kapısına yöneldi ve şu sözleri söyledi:

Görüntüsünün ardında, bir ruh huzur arar,
Huzur arzusuyla yanıp tutuşur, gizlenmeyi de arzular,
Bir yüzde gülümseme resmetmek için
Ve derinlerdeki acıyı kilitlemek için.

Adam yavaş adımlar ile odanın kapısından ıslık çalarak çıkar.

Odanın içi hala aşırı gerginlik ile doludur, Pilot ne olduğunu anlamaya çalışıyor kainin arkasında donuk bekliyordu. Odadaki diğer iki kişi gözlerini kaiden ayırmadan yerlerinden kalkıp kapıya yöneldiler. Aralarından birisi Kaiye yarım saat içerisinde hazır olmasını yoksa kendisinin gelemeyeceğini söyledi ve odayı terk ettiler. Odanın içinde tek kalan pilot ve Kai birkaç saniye duraksadı…

  • Pilot sarsılmış şekilde şunları söyledi: Evlat sanırım bulaşmaman gereken bir işe bulaştın…

  • Kai koltuğunda pilota doğru kendini döndürdü: Sakin olll, benimde artık bizondan et payı alma vaktim geldi.

Kai kendine güvenerek masadan kalkıp hızlı adımlar ile Ms.koinin çadırına doğru yöneldi ve içeri girdi. Ms.Koi Küçük ama mütavazı bir çadırda kalıyordu, Çadırın içerisini kendine yetecek kadar malzeme ve güvenlik önlemi ile doldurmuş kamp içerisindeki hayatını kai her ne kadar ısrar etse de burada geçiriyordu.

Kıyafetlerini hazırlamış, çantasını sabitlemeye çalışan kai: Görev vakti, Siyahlı adamları gene gördüm hatta bize görev bile verdi birkaç kişi ile gidip bir belgeyi kurtarıp ardından şehir merkezine geçip gündelik ihtiyaçları toplayacağız.

Yarı uyku sersemi olan Ms.koi Üzerindeki pikeyi kaldırıp kaiye anlamsızca baktı: Tamamm 15 dakika içeri…

  • Kai lafını kesti ve Ms.koiye haritayı uzattı:

En fazla 5 dakikan var. Dedikten sonra kai çadırdan çıkıp diğer ekiplerin olduğu toplanma alanına doğru ilerledi.

Ekip içerisinde daha önce görmediği ve tanımadığı insanlar vardı. Bunca zaman burada yaşayıp hala yeni insanlar görmesi hala onu şaşırtıyordu, nüfus sayımı yapmaya çalıştığında kampta 70-80 arası kişi olması gerekirken aradan geçen onca süreden sonra hala yeni insanların gelmesi ve önemli konumlarda olması ona arkada daha büyük bir olay döndüğünün işaretini veriyordu. Kai daha çok kafasını kurcalamadan Yanına sopasını ve silahını alıp operasyon planını tartışmaya başladı. Verilen brief ile birlikte fazladan yapılacak ve kaçınılması gereken olaylar tartışıldıktan sonra Ms.koi arlarına katıldı ve operasyon planlanandan erken başlatıldı.

Toplam 8 kişiden oluşan ekip kainin daha önce hiç görmediği 4 kişiyi içeriyiordu, kendi aralarında emir komuta zinciri ile hakaret eden adamların operasyon eğitimi aldıkları haraket ediş şekilleri, formasyon alarak köşeleri kontrol etmelerinden belliydi. Kai Ms.koi’ye kendilerine dikkat etmesi için uyardı ve Mezarlık üzerinden havalimanına gitmeye devam ettiler.

Havalimanı bölgesi Kainin en son gördüğünden çok daha temizdi, sanki pist temizlenmiş ve çevresindeki engeller kaldırılmıştı. Kainin garibine giden bu durumun hemen ardından Ms.koi kaiye seslendi

Sessizce kainin kulağına fısıldayarak Ms.koi: Pist ışıkları belirli aralıklar ile yanıyor birisi meydanı kullanmış,

Ms.Koi’nin lafı Siyahlı adamın temiz ingiliz aksanı ile bölündü. -Hızlı, paketi alıp hızlıca geri dönmemiz gerekiyor ardından sizler yağmaya devam edeceksiniz. Kai adamla birkaç saniye göz temasını sürdürdükten sonra kafasını sallayıp Hızlıca yola devam ettiler.

Meydanın kullanılması ve bu paketi şimdi almaya gelmeleri tesadüf olamazdı, Birisi gelip buraya kargoyu bırakıp gitmesi çok akla yatkın geliyordu… Kai bunun hakkında düşünceye dalarken bahsedilen pembe eve doğru devam ettiler… Rus evlerinin kendine has rahatsız edici mimarisi yetmiyormuş gibi Fuşya pembeye boyanmış ev mavi kapıları ile BEN BURDAYIM diye çığlık atıyordu. Eve yaklaştıkça Çevredeki binalardan ne kadar daha parlak durduğu kainin dikkatini çekti, Boyası yeni yapılmıştı… Daha önce buralara yağmaya gelmişti ama hiç 4 katlı bir binanın Bu derece pembe renkte olduğunu hatırlamıyordu, Binaya daha da yaklaştıkça burunlarına gelen boya kokusu yoğunlaşıyordu. Kai duraksadı. Maskesini çenesinden yukarı kaldırdı ve etrafı kokladı. Korkunç bir tiner kokusu vardı… Binaya daha dikkatli baktığında Binanın çevresindeki toprağın üzerinde, ağaçlarda ve çevre birkaç binada küçük pembelikler kainin dikkatini çekti. Sanki birisi gökyüzünden binanın üzerine pembe boyayı boşaltmış ve binayı boyamıştı. Kai binanın gerisinde düşüncelere dalmışken, Öndeki siyahlı adam binanın mavi kapısına yaklaştı ve geriye dönüp herkese acele etmesini söyleyip bağırdı. Herkes kapıya yaklaştı ve 4 adam kaiye dönüp kodu sordu. Kai kapıya yaklaşıp etrafta kodu gircek yer ararken adamlardan birisi eli ile kaiyi geri ittirdi ve bağırarak kodu sordu.

Ne olduğunu kavramaya çalışan kainin sırtına Ms.koi elini koydu ve kulağına kodu söylemesini fısıldadı. Kai kodu söyledi… söyledikten sonra Adamlardan birisi telsiz çıkardı ve Kodu 3 kere telsize söyledi. Kullandığı telsiz normal bir telsiz gibi durmuyordu, Anteni daha uzun, Monolog ekran yerine daha komplike bir arayüzü olan led ekranı vardı. Kodu söyledikten sonra ahşap mavi kapı Asansör gibi sağdan ve soldan içine çekilerek açıldı. Binanın içi normal bir bina gibi görünüyordu fakat içeride burnu zedeleyen bir koku vardı. Çürümüş ananas üzerine oje sürüp yanında mum yakılmış gibi kokuyordu. Siyahlı adamlardan 2 tanesi Kaileri ve diğer 2 kişiyi eliyle durdu ve siz bekliyorsunuz dedi. Kai ve Ms.koi sessizce kabul edip içeride ne olduğunu göz ucuyla görmeye çalışırlarken 2 adam sürekli olarak ikisi ile göz temasını sürdürüyordu. Diğer iki kişi ise içeri hızlıca ilerledi ve 5 dakika sonra ellerinde Birer deri çanta ile geri döndüler, Çantaların içlerinde ne olduğu belli olmuyordu fakat taze para gibi kokuyordu. İki adam uzaklaşmalarını ifade edip çantalı adamlarla birlikte binanın uzak köşesine doğru yürüdüler, aralarında bir şey konuşup tartışıyorlardı.

  • Ms.Koi endişeli bir şekilde kaiye yaklaştı ve sessizce konuşmaya başladı: Buraya geldiğimizden beri etrafta hiç zombi yok, Ve tetikte gezen sadece ikimiz varız. Sanki zombilerin burada olmadığını biliyor gibi rahat hareket ediyorlar.

  • Kai kafası ile oynadı: Farkındayım binadan gelen boya kokusu ya da bina normal değil daha önce buraya geldiğimde hiç bu binayı fark etmemiştim çok fazla gariplik var operasyonu sürdürmek istemiyorum fakat bu kadar uzağa yağma için çıkma fırsatını yakalayamayabiliriz devam edelim.

Ms.Koi kafası ile kaiyi onayladıktan sonra çevreye bakınarak etrafta dolanmaya başladı…

Tek başına kalan Kai Operasyon odasında beraber kaldığı iki kişinin yanına gitmeye karar aldı ve yanlarına yaklaştı. İkili kendi arasında haritayı açmış nereden gideceklerinin hatırlatmasını yapıyordu.

  • Kai omuzlarına dokunarak kendilerine Rusça seslendi: Ne kadar devam ediyoruz? Ne zaman geri Dönüyoruz.

  • İkiliden birisi ingilizce şekilde: Yaklaşık birkaç saatimiz var merkeze gidip istediğimizi alıp geri dönme hakkına sahibiz, çevredeki silahları da unutmadan geri dönersek hiçbir sıkıntı çıkacağını sanmıyorum.

  • Kai meraklı bir şekilde ingilizce konuşarak adama yaklaştı: Sorun çıkartan bir durum mu var?

Adam önce diğer adama baktı ve kaiye dönerek bir şey yok evlat deyip omzuna iki kere vurup siyahlı adamların yanına yöneldi. Ms.Koi kainin yanına yaklaşırken siyahlı adamlardan birisi iki çantayı alıp var gücü ile ormana koşmaya başladı. Kai ve koi adamların yanına tempolu şekilde gelip ne olduğunu sordular. Adamlar onları ilgilendirmeyeceğini söyleyip yakında araç olduğunu araçla birlikte şehir merkezine gidiceklerini anlattı.

Kai her ne kadar ne olduğunu anlamasa da Durumu fırsata çevirmekten kaçınmak istemiyordu. Hayatı yaşamaya çalışmaktan hedeflerini unutmaya başlamıştı, kendini silkeleyip Değiştirmesi gereken şeyler olduğunu kendine hatırlatarak yola koyuldu.

Ekip şehir merkezine geldiğinde geriye çok bir şey kalmamıştı, 3 ve 4 kişi olmak üzere ekiplere ayrılıp çevredeki evlerde kalan silahları, yemekleri, ilaçları toparladıktan sonra ekip dağıldıkları noktada 1 saat sonra geri toplandı. Şehirde hiç zombi olmaması hem kaiyi hemde Ms.koiyi endişelendiriyor, endişe Koinin yüzüne yansıyordu. Gurup dönüş yoluna koyuldu, Diğerlerinin çantası silahlar ilaçlar ve abur cubur doluyken kainin çantasında sadece kitap olması herkesin gıcığına gidiyordu. Kendilerince ne tür bir gerizekalı sadece dışarı çıkıp kitap toparki diye homurdanırken kamp tarafından yükselen dumanları gördüler. Arabayı durdurlar. Herkes kas katı kesilmişti… Yıllardır kampa en fazla zombiler saldırıp birkaç duvarı eğmeyi başarmışlardı şu an ne oluyor olabilirdi ki böyle dumanlar yükseliyordu. Sürücüdeki adam rusça küfürederek arabayı tekrar çalıştırdı ve tam gaz kampa doğru ormanın içinde girdi. Araç o kadar hızlı gidiyordu ki Herkes yanlardan tutunmuş son hız ağaçların arasından giderken acaba bir yere çarpar mıyız korkusu ile yola kilitlenmişti.

Yolun sonunda kampın dış duvarları görüldüğünde adam frene basmaya başladı. Herkes çantalarını sırtına geçirip sabitlerken kai çantasındaki bütün kitapları boşalttı ve harekete geçti. Kampın dış duvarlarının hepsi eğilmişti, bazılarının üstündeki kan lekeleri üzerlerine kazılmış rakamların içini dolduruyordu. Duvarın yanına yaklaştıkça duvarın bir kısmının çöktüğünü ve bütün duvarların domino ile çöktüğünü fark ettiler. Kampın araç giriş kapısına geldiklerinde içerisinin zombi kaynadığını gördüklerinde artık her şey anlam kazanmıştı, Şehirdeki zombiler kendi sesleri ile birbirlerini çekip kampa toplanmışlardı ve duvar yıkılmıştı. Sürücü koltuğundaki adam Rusça bağırarak araç giriş kapısını kırarak içeri daldı. Kampa kadar giden yol zombiler ile doluydu sayılmayacak kadar zombi… Kan ve çürümüş et kokusu insanın burnuna işliyordu. Kampa her yaklaştıklarında durumun ne kadar vahim olduğunu fark ediyorlardı. Çadırların birçoğu alev almış, ahşap evlere sıçramıştı. Kampa yaklaştıkça silah sesleri kulakları dolduruyordu. Kamp meydanına geldiler. Gördükleri herkes ya zombi olmuş ya da hayatı için çabalıyordu. Ms.koi karmaşanın arasında şoka uğramış Kainin kolundan tuttu ve hala sağlam olan Kütüphaneye doğru koşmaya başladı. Kütüphanenin çevresindeki bütün çadırların içerisinden çığlık sesleri yükseliyordu. Kai odağını kaybetmiş şoka uğramıştı…

Endişeli hissediyordu ama neden? Dışarıda yaşayabilirdi kamp olması zorunluluk değildi, toplumu belki de sıfırdan kendi zevkine göre şekillendirebilirdi, insanlar zaman geçtikçe unutmaya ve normalleri değiştirmeye alışmışlardı. İnsan öldürmek, Tecavüz etmek, insan soymak gibi hayatta kalmak için hatta zevkler için bile yapılan bu davranışlar toplumun Bükülmez çelik duvarları değillerdi artık. Kütüphanesi mi önemliydi? Hayır. Bilgileri kafasında da saklıyordu kağıt parçalarını ne yapacaktı ki. Ya Avdotia? EVET O İYİMİ ACABA ZOMBİ Mİ OLDU… ZOMBİ OLDUYSA ÖLDÜRMEMİZ GEREKİYOR YA YAPAMAZS…

Kaiyi düşüncelerin arasından Ms.koi nin tokatı çıkardı. Kütüphanede Avdotia yoktu, kimse yoktu. Kai duraksadı ve birkaç kitap ve silah alıp toparlanmaya başladı. Ms koi koltuğa oturmuş nefesini toparlamaya çalışıyordu. O sırada dışarıdan gelen dumanlar, çığlıklarla karışık silah sesleri bütün evin içinde yankılanıyordu. Ms.koi kaiye döndü ve arkasından sarıldı.

  • Sesi ağlamaklı bir şekilde Ms.Koi: Her zaman bir yolunu bulduk şimdi de buluruz Pilotun kendince söylediği bir şeyler vardı uçaktan bahsediyordu beklide- yutkunur. Belki de başka bir yere gidebiliriz

O sırada kafasını eğmiş sessizce silahının kurşunlarını dolduran kai derin bir nefes alır ve gitmemiz lazım der. Ms.Koi ve Kai çantalarını son kez kontrol ettikten sonra ön kapıya gidip dışarıya son bir kez göz atarlar.

Çevredeki bütün çadırlar yanıyor, insanlar kendi canları için zombilerden kaçıyordu, Toprağın üstü mermi kovanları ile kaynıyor, her kovanın üstünden seken alevlerin yansımaları Kainin gözlerini alıyordu.

İlerlemeye başladılar, Zombiler her taraftan çıkıyor adeta arı kovanı gibi her köşenin arkasına ilişiyordu. Zombiler yetmezmiş gibi bazı insanlar silahları olmayan insanların çantalarına saldırıyor acımasızca katlediyordu. Kai her ileriye adım kampın içinden geçerken Bir mermi harcıyor sağından solundan zombiler sürekli etrafına toplanıyordu, Ms.koi Kainin arkasını korumak için gelen zombilere ateş açıp yakalanmamak için çaba sarf ediyordu. Bitmek bilmeyen Zombilerin arasından kampın çıkışına kadar geçmeyi başardılar. Birbirini öldüren insanları, yanarak ölen çocukları ne kai ne de Koi hayatı boyunca unutamayacaktı. Kamp çıkışında Pilotun topallayarak uzaklaştığını gördüler ve yanına koştular.

  • nefes nefese kalmış kai donuk bir ifade ile: Isırıldın mı? Vuruldun mu? Hangisi. diyerek pilotun omuzuna girerek onu hızlandırdı.

  • Yorulmuş bir ses tonu ile Ms.Koi: Hangisi olursa olsun gitmemiz lazım bunu kimse değiştirmez. Dedi ve diğer omuzuna girip pilotu hızlıca taşımaya başladılar.

  • Donuk bir ifade ile kai: Çok far keder sende biliyorsun. Dedi ve yavaşladı.

-Ms.Koi: DEVAM ET KAİ diyerek bağırdı ve üçü arkasında bakmadan ormanın derinliklerine bir süre daha devam ettiler.

Kamp sınırları içerisinde Her yer zombi kaynıyordu, Buldukları boşluk alanda bile çevreden zombiler sürekli olarak Dumanların ve silah seslerinin dinmek bilmediği kampa gidiyordu. Kamptan geriye sadece dış koruma duvarları ve sınırlar içerisindeki izole çadırlıklar kalmıştı. Pilot bir süre sonra nefesini dengeler ve konuşmaya başlar:

-Ne kadar uçurabilir bilmiyorum fakat, İlk pisti hatırlıyor musunuz?

Kai kafa sallayarak pilotu onaylar.

-Pistin üstünde bizim uçaktan kalanlarla yaptığımız bir kızımız var oraya gidelim.

Pilot sürekli olarak öksürüp kan kusmaktadır, Kai Koiye göz ucuyla bakar ve kafa sallayarak pilotu alıp uçağa doğru yola koyulurlar…

… Pistin başındaki şey ilk bindikleri uçağı andırsa da ahşaptan yeniden yerleştirdikleri Rudder’ı görmemek mümkün değildir. Uçağın bütün kaplaması garip grafitiler ile dolu olup Göze batan bir Rengi vardı. Uçağın kapısının yerinde ise naylon kamp çadırı kapısı ve Büyük bir fermuar vardı. Kai ve koi kollarında pilot varken bir saniye duraksadı ve uçağı incelediler. Birbirlerine bakıp Uçağın içine girdiler. Uçağın içi neredeyse boştu, Ön koltuklar hariç bütün koltuklar gitmiş yerine birkaç piknik sandalyesi koyulmuştu. Uçağın arka tarafındaki benzin bidonları ve birkaç çanta kainin dikkatini çekmişti. Pilotu koltuğa oturtup Kai arkadaki çantaları incelemeye ve koi de pilotla konuşmaya başladı. Çantaların birinin içerisinde Para ve Uyuşturucu vardı Kai hızlıca diğer çantayı karıştırmaya başladı. İçinde konserve şeftali ve turşu olan çantayı kapattı ve olduğu yere çöktü.

Olan olayların ağırlığımı yoksa Avdotiayı bulamamanın getirdiği suçluluk mu kendi kendine düşünürken uçağın motorunun çalışma sesini duydu. Gürültüsü bütün ormanın içinde yankılanmıştı. Kai kendine gelip direkt pilotun yanına geldi ve yardımcı pilot koltuğuna oturdu. Pilot Bitkin görünüyordu, bayılması an meselesi gibi duruyordu. Koi uçağın kapısının yerinde olan büyük fermuarı kapattı ve sandalye ile önüne oturdu. Gidiyoruz diyerek İki kere gövdeye vurdu. Pilot yargı baygın şekilde hareket ediyor ama ne yaptığından emin gibi duruyordu. Kai ye döndü ve Nasıl öğrettiysem öyle yapıyoruz dedi. Kai göstergeleri kontrol etmeye başladı. Uçağın motoru devir almış kalkış için frenleri bırakması gerekiyordu. Frenleri bıraktı. Flapların ayarını kontrol etti Rudderı kontrol etti ve göstergeleri göz gezdirip ne kadar yakıt kaldığını kontrol etti, Yakıt full gözüküyordu fakat ne kadar süredir uçağın kanadında beklediğine göre yanma mesafesi değişebilirdi. Kai Kafasını Ön cama çevirdi ve odaklandı.

Pistte hız kazanmaya başlamışlardı. Pilot yavaş hareketler ile uçağın motorunu son hız seviyesine yükseltti ve yarısı patlamış dudağı ile kalkmamız lazım diyerek kaiye baktı. Kai Kontrolörü eline aldı ve Uçağın burnunu yukarı kaldırmaya başladı. Pistin yarısına gelmişlerdi ve uçak havalanıyordu. Yavaşça tekerleklerin yerden kesildiğini hissetti, önündeki çalıları, toprağı gözünde kaybetti ve yükseliyorlardı ki Kainin gözüne bir şey takıldı. Avdotia. MAVİ saçları ile pistin ucundaki ormanlık alanın içerisinden onlara doğru koşuyordu. oradaydı arkasından zombiler onu kovalıyordu. Kai ne olduğunu anlamaya çalışırken Pilotun kontrolü aldığını ve uçağı daha da yukarı kaldırdığını fark etti. Uçak yerden iyice kesilmiş kalkmıştı. Kontrolörü tutmaya çalışan Pilot zor nefes alıyordu ama kontrolörü bırakmıyordu. Ms.koi ne olduğunu kavrayamadan uçağın arkasına doğru koşmaya başlayan kaiyi gördü.

Avdotiayı geride bırakmıştı, belki 2 dakika daha bekleseler onu da kurtarabilirlerdi, ona ne olacaktı. Hissettiği bu baskı neydi. Kai kendi hislerinin altında ezilirken uçak daha da yükseliyor pistin üstünde zombiler üstüne gelirken Avdotia git gide daha da küçük görünüyordu. Kai sessizce olduğu yere uzandı ve gerçeklikten soyutlanmaya başlıyordu, Koi kaiyi kaldırdı ve ön koltuğa geri oturttu. UÇMAMIZ LAZIM DİYE BAĞIRMAYA BAŞLADI. Kai etrafına bakınca olayların çığırından çıktığını farketti. Yükseklikleri ne ara 1300feet olmuştu, niye yanındaki pilotun kulağından girmiş bıçak vardı? Sorularını yanıtlayamadan kai kontrolu manuele geri aldı ve irtifayı düşürmeye başladı. Kai uykudan yeni kalkmış gibi hissediyordu, Koiye seslendi:

  • Ne kadar süredir baygınım ne yaşandı?

  • Koi nefes nefese kalmış bir şekilde: Her şey bir anda yaşandı- nefesini düzenler- Pilot zombiye dönüştü, şerefsiz ısırılmadığını söyleyip duruyordu. Uçağı ölmeden otomatik pilota aldı fakat sürekli olarak yükseliyorduk 5 dakika bile olmadı.

Kai irtifayı kontrol atlına aldı ve bulundukları konumu anlamak için uçağın ön camından etrafı incelemye başladı. Alaska sınırına yaklaştıklarını farkeden kai koiden bir harita istedi ve harita üzerinde nerede olduğunu bulmaya çalıştı.

Kai o an bir karar verdi ve uçağını alaska sınırı üzerinden L.S. üzerine uçuracağından bahsetmeye başladı. Ms.Koi kaiye bakarak yakıtın yetip yetmeyeceğini sordu. Kai göstergeye baktı ve süreyi tekrar hesaplamaya başladı. Yakıt garip bir şekilde yoğunluk kaybetmemişti belkide kurak rus havası yakıtın bozulmasını engellemişti. Kai kafasını çevirip onayladı. Ve yolculukları başladı. 5 saat sürecek olan bu uçuş Kainin uçak kontrollerini kavraması ve odaklanarak uçağı sürmesi ile geçti. İkili kendi arasında konuşmadan Saatlerce yol gitti. Yolculuğun sessizliği ve huzuru Transpondera yakalanan NDB (Non-directional beacon) sinyali ile bozuldu.

  • Göstergelerde ne olduğunu anlamaya çalışan kai: oregon üzerinde olmamız lazım Radar sinyali alıyorum, küçük de olsa iniş yapabileceğimiz meydana ihtiyacımız var.

  • Koi koltukta kendini düzeltti ve dikeldikten sonra konuşmaya başladı: nereye ineceğimizi bilmiyorum sen de bilmiyorsun sadece- yutkunur- sadece bizi bir şekilde indir.

Kai sinyale kendini sabitledi ve dikkatini toparlayarak ilerlemeye başladı. Dikkati sürekli göstergeler ve gökyüzü arasında gidip gelen kai en sonunda Devasa bir dağ gördü. Haritasını açtı ve konumunu anlamaya çalışırken uçağın gözünün ucuyla yakıt göstergesinin dibe vurduğunu fark etti. Haritada Mount Chiliad adını gördükten sonra haritayı fırlattı ve kontrol kolunu tuttu.

Ms.koi kendisine sesleniyordu fakat kai odaklanmıştı. Yakıt kalmamış uçak sadece süzülerek devam ediyordu, beklide yeteri kadar irtifaları yoktu, Gözünün ucuyla sahili gören kai ne yapması gerektiğini hatırlamaya çalışıyordu. O panik anında aklına pilotla yaptığı dersler geldi.

Pilot elinde sigarası ve sandviçi ile: eğer uçamıyorsan süzülmen lazım, süzülürsen ileriye gidersin. Kanatların ileriye giderse uçarsın. Balık gibi düşün. - eliyle sandviçini yunuslama hareketi yaparak- yukarı aşağı yukarı aşağı gittiği yere kadar gidersin, zaten yavaşsın en kötü çakılırsın. - Sandviçinden bir ısırık alıp ağzını yayarak yemeye devam eder-.

Kai pilotun dediğini hatırladı ve aynı manevrayı tekrarlamaya çalıştı. Uçağın Burnunu havaya kaldırıp biraz bekleyip ardından aşağı çekti. Uçak istediği şekilde hareket etmeye yakındı. Gerçek bir sandviç balığı gibi ileri gidiyordu. Kai hareketi birkaç defa tekrarladıktan sonra çok fazla irtifa kaybettiğini fark etti, Sahile beklide 50 metre vardı. Kai son bir kez uçağın burnunu yukarı kaldırdı Ve en çok korktuğu şey gerçekleşti. Uçak ileriye gitmeyi bıraktı ve geri geri düşmeye başladı. Kai kolu aşağı çekerek manevrayı kurtarmaya çalıştı fakat uçak çok hız kaybetmişti. Uçak biraz geriye düştükten sonra önü aşağı yatmaya başladı ve son bir süzülüşün ardından denize çakıldı.

Nefes alamıyordu. Etraf git gide daha çok kararıyordu. Uçağın fermuarlı kapısı yırtılmıştı kai kendini var gücü ile kapı çerçevesine tutunarak yukarı çekti. Ve ışığa doğru yüzmeye başladı… sahile vurmuştu, dakikalarca öksürüp kendine gelmeye çalıştıktan sonra arkasını uçaktan kalan parçalara döndü. Çantalar suyun üstünde yüzüyordu, uçağın naylon kapısı karaya vurmuş, hışırtı çıkarıyordu. Uçak berrak okyanusun içine yavaş yavaş gömülüyordu. Kai kendini iyice karaya çekti ve sahile oturdu. İçinde garip bir şok ve şaşkınlık vardı. Aslına Ms.koi geldi. NEREDEYDİ? Kai kendine sorduğu soruların cevaplarını bulamıyordu, sessizce bacaklarını içine çekti ve hıçkırarak ağlamaya başladı…

Aradan ne kadar vakit geçtiğini idrak edemiyordu hava kararmıştı, Ayağa kalktı ve suda yüzen çantaların ikisinde alıp yürümeye başladı. Her attığı adım ağır geliyordu. Önünde devasa duvarları görene kadar yürümeye devam etti. Paletonun kapısına gelmişti. Kapının öbür ucundan yargıçlar ellerinde silahlar ile daha fazla yaklaşmamasını yoksa ateş açacaklarını söylediler.

Donuk bir ifade ile kai ellerindeki çantaları yere attı ve arkasını dönüp oturdu.

Kai o gün sabah olana kadar tek başına kapının önünde gelen zombileri bıçağı ile öldürüp gün doğup kapı açılana kadar ağladı… Sabah olup kapılar açıldığında kaiyi yeni bir hayat bekliyordu. Kai çantalarını alıp içeri girdi ve hikayesi başladı…

5 Beğeni